Çocuklar Gibi / Sabahattin Ali

bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
kırlara yayılan ilkbahar gibi.
kalbim her dakika hızla çarpardı,
göğsümün içinde ateş var gibi.
bazı nur içinde, sisteydim.
bazı beni seven bir göğüsteydim,
kâh el üstündeydim, kâh hapisteydim,
her yere sokulan bir rüzgar gibi.
aşkım iki günlük iptilâlardı,
hayatım tükenmez maceralardı,
içimde binlerce istekler vardı,
bir şair, yahut bir hükümdar gibi.
hissedince sana vurulduğumu,
anladım ne kadar yorulduğumu
sâkinleştiğimi, durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi.
şimdi şiir bence senin yüzündür,
şimdi benim tahtım senin dizindir,
sevgilim, saadet ikimizindir,
göklerden gelen bir yadigâr gibi.
sözün şiirleri mükemmelidir,
senden başkasını seven delidir,
yüzün çiçeklerin en güzelidir,
gözlerin bilinmez bir diyar gibi.
başını göğsüme sakla sevgilim,
güzel saçlarında dolaşsın elim,
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim,
sevişen yaramaz çocuklar gibi.

İtirazın İki Şartı / Nevzat Çelik

çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı

Jin u Hebun / Cegerxwin

ez xum xuma avên çeman
ez çerx û govend û sema
qîrîm didim kat û leman
jîn im, hebûn im, tew girîn
baye sibê çi xweş ez im,
berfa sibatê xweş ez im.
"ben nehirlerin çağlayıp duran suyuyum
halay tutan sema dönen.
haykırırım dağlara taşlara
yaşamım varoluşum, hiç ağlama
benim sabahın en güzel yeli,
şubatın en güzel karı benim."

Çocuk H(aklı)


Uçurtmayı Vurmasınlar






- niye uçmuyor İnci?
- uçar bir gün!

Ay le Gule / Mehmet Atlı

ay lê gulê gula minê
şêrîna l’ber dilê minê
gulê nadim malê dinê
ez ser gulê têm kuştinê
gulê kesk û sor û zer e
nîşana alê li ser e
êdî reng sipî û gewher e
şêrîn û peymana minê
rengê te yê pir delalî
bilbil li ser te dinalî
te nebînim bi vî halî
armanc û kedera min î
zordar dibê ez gul nadim
ezê zend û benda badim
ezê lê gilh û seradim
azad bibî b’şorşa minê
bi xudê ez pismamê te me
bi sûnd pesindarê te me
ser ceng û hewarê te me
qelenê te ji xwîna minê
Eser:Mihemed Şexo

Sultan & Çirkin Kral

Bütün artistler bana hayrandı; ben ise Yılmaz Güney'e... Gözlerine bakamazdım, aşık olacağımdan korkardım...     
Türkan Şoray

Bütün Pencerelerde Bekleyen Benim / Turgut Uyar


Yitik Zaman/ Jacques Prevert

"işçi zınk diye duruyor
fabrika kapısının önünde
güzel hava ceketinin ucundan çekiyor onu
ve dönüp geriye
bakıyor
kendi kapkaranlık dünyasında gülümseyen
kıpkırmızı güneşe
işçi dostça
göz kırpıyor ona
ve söyle güneş yoldaş diyor
değer mi böyle güzel bir günde
çalışmak patron hesabına"

Yalnız

"hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz." 
Sebahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna 

Derin Bir Ah Çektim / Ahmet Kaya

derin bir ah çektin içim yandı
kıyamaz gözüm gözlerine
rüyalarımdan gelip geçersin
varamaz elim ellerine
tren yolunda raylar uzar
uzar da nereye gider
aya gider, suya gider ,yola gider, yar gider
benim de başıma gelenler adamı kanser eder
benim de başıma gelenler insanı kanser eder
derin ah çektin içim yandı
dayanmaz gönlüm hasretine
arzularımdan gelip geçersin
yaslanmaz başım dizlerine
gurbet olunca yollar uzar
uzar da nere gider
dağa gider, taşa gider, aşka gider, yar gider
benim de başıma gelenler adamı kanser eder
benim de başıma gelenler insanı kanser eder
derin bir ah çektin içim yandı
yetişmez ömrüm gençliğine
son nefesimden gelip geçersin
yağmaz gözüm ellerine
darağacında ipler uzar
uzar da nere gider
cana gider, kana gider, sona gider, yar gider
benim de başıma gelenler adamı kanser eder
benim de başıma gelenler insanı kanser eder

Roboski / Nizamettin Ariç

Ağıtların değişmeyen bir teması var: ölüm. Adı kadar soğuk bir tema...
Hangi dilde söylense ağır gelir bünyeye
Ağıtlar için tercümeye gerek yok
Derinden işleyen ezgiler toplamıdır onlar

Tahirle Zühre Meselesi / Nazım Hikmet

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
                                          ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Enfal/Tara Jaff & Adnan Karim


Oy Gelin / Aynur Doğan

akşam olur karanlığa kalırsın
derin derin sevdalara dalarsın
oy gelin gelin sevdalı gelin
öldürdün beni
i
ellerin elime değdiği zaman
ister ölüm olsun ister ayrılık
oy gelin gelin sevdalı gelin
öldürdün beni

Oda/Edip Cansever

Gün günden odamın şeklini alıyorum
İşliyorum bu iniltili varlığı yeniden
Kim bilir, duyuyorum yazgısını belki de
Kuru bir dal parçasını içinden yiye yiye
Dal olan bir böceğin
O garip yazgısını
                            Ne ölüme benzer ne ölümsüzlüğe.
                                                              

Benzetme / Bajar

Kerbelası, Yavuz zulmü
Dersim'i, Maraş’ı,  Sivas’ı
yine geldin zulüm çağı
bırak artık bu hevesi
beni kendine benzetme
yolumdan dönmem bekleme
mekân benim ben mekanım
beni kubbene hapsetme
*Yanarım dumanım yoktur,

Ateş benim, su benim, hikmetim çoktur...
*Ez vêsana duê mı çino,
Adır eza, awa eza, gıramete mı zafa...
*Dı şewıtım dumana mın tu naye he hey...

Karanfil Sokağı/Ahmed Arif

Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön, on altı rüzgâr
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.
Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve asi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler
Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.
Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.

Beni Hor Görme Kardaşım/Aşık Veysel

Beni hor görme kardaşım
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan varolmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım
Ne varise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım
Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben çeç miyim
Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum
Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben baç mıyım

Ax û Eman / Ciwan Haco

ax û eman/ ah, aman.
êş û derdê vê dinyayê/ bu dünyanın acı ve kederleri
çendî ez kuştim/ çoğu kez öldürdü,
çendî ez kirime vê belayê/ çoğu kez belaya soktu.
çi dinyake pûç û vala/ ne boş ve kof bir dünya,
ax eman, eman eman/ ah aman, aman aman.
brîndar kirim/ yaraladı beni
ez pîr kirim vê zeriyê/ bu genç yaşta aldı ömrümü
hişê min dibir/ aklımı aldı
gava ew çû wê bêriyê/ bu hasret aklıma geldiğinde
ne silavek ne dinêrî / ne selam verdi, ne de baktı
ax eman, eman eman/ ah aman, aman aman
evîndar im/aşığım
dîtina te ji min re keder e/ seni görmek kaderdir bana.
hêvîdar im/ umutluyum
dilê min tu bibî ji xwe re/kalbimi yanına alırsan
bêje were derman ji te re/dermanın olacağım gel de bana
ax eman, eman eman/ah aman, aman aman

Aşk Hayatı Pastırma Yazı/Yılmaz Erdoğan

"sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adını anlattığı, canın teni yakmasaydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasıydı...
"bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu!

Hakkaniyet


Vatan

“Vatan tüm kötü alışkanlıkların anasıdır: illetten tedavi olmanın en hızlı ve etkin yolu onu satmak, ihanet etmektir: nasıl mı satmak? ister pahalı ister bedavaya: kime mi? en yüksek peyi kim sürerse ona: ya da, verip kurtulmak ağulu armağanı, onu hiç bilmeyene, bilmek de istemeyene: ister zengine ister yoksula, umursamazın tekine ya da bir âşığa: salt ihanet zevki yeter: bizi belirleyen, bizi tanımlayan, istemeden bizi bir şeyin sözcüsüne dönüştüren: üstümüze bir yafta yapıştıran, bize bir maske yakıştıran ne varsa ondan sıyrılma zevki uğruna... haraç mezat satmak her şeyi: tarih, inanışlar, dil: çocukluk, manzaralar, aile: fırlatıp atmak kimliğini, sıfırdan başlamak.” 
Juan Goytisolo 

Ülke Bölünsün İstiyorum


"ülke bölünsün istiyorum;
- yandaş, yalaka ve yavşaklar bir tarafa
- onurlu, şerefli, üreten emekçiler ve vatansever insanlar bir tarafa..."
Can Yücel

Kısa Türkiye Tarihi/Cemal Süreyya

I
Şelaleye
Düşmüştür zeytinin dalı;
Celaliyim
Celalisin
Celali.
II
Üç anayasa
ortasında büyüdün;
Biri akasya
Biri gül
Biri zakkum.

Ay Karanlık/ Ahmed Arif


Hal Yamano / Mikail Aslan

Ax ti şiya ware ye,
Lemine çiqa serdo,
Çene to ez caverdu,
Ez biyo wayire derdo,
Daye hal yamano,
Bawo hal sebeno,
Munzir Baba miradiyo,
Serê zerya ma zondano,
Ax ti ware wisari ye,
Ma gureto derde sari ye,
Çene ti veyva ma biya,
Şiya biya veyva sari,
Daye hal yamano,
Bawo hal sebeno,
Munzir Baba miradiyo,
Serê zerya ma zondano
Söz&Müzik Anonim (Ovacık/Dersim)

Bir Görüş Kabininde

Ne kadar da ufalmış bedenin göz yaşıma sığdın sen,
Açlık mı yemiş ömrünü yavrum, al sütümü iç kızım.
Saçların beyazına mı sakladın alevini,
Yoksa güneş sende mi batıyor, batıyor geceleri.
Eriyen bedenimi düşünme göğü giydim üstüme,
Yüzünü asma keder ile anam yiğitler bitmez bizde.
Bir ateş olup yaksa da gidişiniz analar biter mi?
Ölüm toplasada çiçekleri, çiçekte tohum biter mi?
Söz: Savaş Ezgi, Müzik: Saffaran Halk Ezgisi,Grup Yorum

Bütün Dinler Neden Kapitalist?


Subcomandante Marcos

"marcos, san fransisco’da bir gay, güney afrika’da bir zenci, san ysidro’da bir chicano, ispanya’da bir anarşist, israil’de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, mexico city’nin teneke mahallesi neza’da bir çete mensubu, folk müziğinin kalesi ulusal üniversite’de bir rocker, almanya’da bir yahudi, savunma bakanlığı’nda bir uzlaştırıcı, soğuk savaş sonrası çağda bir komünist, ne galerisi, ne müşterisi olan bir sanatçı... bosna’da bir barışçı, meksika’nın herhangi bir kentinde bir ev kadını, grev yapmaya asla yeltenmeyen sendika ctm’de grevci, başkaları için kitap yazan bir gazeteci, gece saat 10’da metroda yalnız başına bir kadın, topraksız bir köylü, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci, serbest piyasacılar arasında bir muhalif, ne kitabı, ne okuyucusu olan bir yazar ve tabii güneydoğu meksika dağlarında bir zapatacı...

Rubailer 1-20/Ömer Hayyam

Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben 
Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim. 
Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma
Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lütfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.
 

Akılda Kalanlar

"bugün hayatının geri kalanın ilk günü"


W. White Heisenberg
"I'm worse at what I do best."


Kurt Cobain
"Eşeğe binip hava atan, ata binerse aklını kaybeder."

William Bayliss

Yanıyorum/Neşet Ertaş

Bahçe duvarından aştım
Sarmaşık güllere dolaştım
Öptüm sevdim helallaştım
Yanıyorum yanıyorum hele
Mayii oldum gonca güle
Acem şalı ince bele
Bir bakışta yaktın beni
Dert ile bıraktın beni
Yaktın beni yaktın beni
Yanıyorum yanıyorum hele
Mayii oldum gonca güle
Acem şalı ince bele
Yeter naz eyleme bana
Gel göreyim kana kana
Aşık oldum gülüm sana
Yanıyorum yanıyorum hele
Mayii oldum gonca güle
Acem şalı ince bele
Neşet Ertaş& Feryal Öney

Direga Zerê mı / Mikail Aslan

Noğda mı nênake to rê se vaci? /İçimden gelmiyorki sana ne diyeyim?
Ez to kotiye xo de çıton wedari /Seni neremde saklayayım
To zaf kuta mı vir nêzon se bıkeri/ Öyle çok düştünki aklıma bilmem ne yapayım
Qutiya semıne keri pıstıne xo keri/ Gümüş kutuya koyup gögsümde saklayayım
Direga zerê mı /Yüreğimin direği
Sêmuga çeverê mı/ Kapımın eşiği
Çıla zerê çe mı/ Evimin ışığı
Çıla zerê çe mı/ Evimin ışığı
Sewa tariyê de mı to kerda vindi/ Karanlık gecede yitirdim seni
Ez nıka se bıkeri kami ra perskeri?/Ne yapayım şimdi, kimden sorayım?
To zaf kuta mı vir nêzon se bıkeri/Öyle çok düştünki aklıma bilmem ne yapayım
Astarê sodır ra ez to perskeri/ Seher yıldızına sorayım
Söz&Müzik : Hüseyin Ayrılmaz 

Yummayın Kirpiklerini / Aynur Doğan

bir sonsuz rüyaya açılmış gözler
yummayın yummayın kirpiklerini
kim ondan daha çok hayatı özler
çağırır çağırır sevdiklerini
gelmiyor gelmiyor o yüzler niçin
kaybolmuş koynunda kollarda niçin
bilmiyor boyunun ölçüsün niçin
başının ucuna geldiklerini
bilmem ki adını onun kim saklar
şimdiden uyutmuş onu kucaklar
besbelli üşütür soğuk topraklar
soymayın soymayın giydiklerini

Kaynak: Ahmet Kutsi Tecer





Ben İki Şeyin.../Yılmaz Odabaşı

Hayattan Ne Öğrendim?/Mevlana

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatin bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını,
zamanla öğrendim…

Minnet...


Zamanede Bir Hal Gelmesin Başa/Ruhi Su

zamanede bir hal gelmesin başa
ahdı bütün bir sadık yar kalmamış
kalleş yar olana dost demem haşa
n'olacak muhannet meydan görmemiş.
ben bir yar isterim derunu dilden
sarfede varını geldikçe elden
beni setreyleye adudan elden
her yüze gülen yar olmuş olmamış
hüseyin beyhude ah etme naçar
bir kapı örterse birini açar
buna dünya derler hepisi geçer
hangi günü gördün akşam olmamış

Şafak Türküsü /Nevzat Çelik

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

Ne Bir Günüm Oldu/Pablo Neruda

Ne bir günüm oldu, ne de yıllarım
Ayrık durur utkunun saçakları
Zavallı biriyim, sevmeye hazırım benzerlerimi ve seni
Bilinmeyen, vermeden dikenleri, batmadan da
Övmedim kan içindeki taçları, belki de
Anlayacak bunu biri, karşı koydum matrağa
Oysa denizle doldurdum ruhumu tıka basa.
Kötülüğün cezasını da çektim güvercinlerle
Bir gün görmedim çünkü değişik biriydim
Öyleyim öyle olacağım, hemde bildiriyorum
Saflığı, dönüşen aşkın adına
Unutuş taşından başka bir şey değil ölüm.
Seviyorum seni, Öpüyorum sevinci dudaklarında.
Bir ağaç alalım, ve ateş yakalım dağlarda...

Kaçış / Serdar Keskin

kapat gözlerini balığım üzülme sen
bir gün elbet kurtulacağız cam çeperlerden
 
gülüş güzel gök mavi desem anlar mısın?
ben ağlasam haykırsam göğe, duyacak mısın?
 
zaman geldi mekan değil ertele sabret
balığım hiç dinmesin aşkın bir deniz hayal et
Söz&Müzik: Işıl Erdal

Hayatın Akışana Müdahale Kimin Haddine?

Su hayatın en belirgin izlerinden biri. Akışının durdurulması demek, hayatın da durması anlamına geliyor. Suyun özgür akışına müdahale en az iki sorunu ortaya çıkarıyor. İlki tüm canlıların yaşam hakkını sınırlama cüretinin nereden bulunduğuyla ilgili. Bu cüret kapsamında yapılan müdahale lokal düzeyde toplum yaşamı üzerinde olumsuz yönde son derece etkili. İkincisi daha evrensel bir sonuçla ekolojik dengeyi alt üst eden niteliğini göz ardı eden tahribatın tüm insanlığa reva görülmesi. Nedir yerel otoritelerin bu türden müdahalelere çanak tutan girişimleri? Daha fazla rant için doğanın bu kadar hoyratça kullanılması mı gerekiyor?

Sadece yerel otoritelerle de sınırlı değil bu girişimler. Çok açık ki merkezi otoritenin genel yaklaşımın bir uzantısı. Ekseriyetle 10 yılı aşkın süredir Türkiye coğrafyasında, HES (Hidorelektrik santral) projeleri yurdun derelerini, vadilerini zapturapt altına almış durumda. Doğal su kaynakları ticari kaygılarla bu proje yürütücülerinin oyuncağından başka bir şey değil şuan. Projelerin hayata geçirildikleri yerde yaşayanlar karşı çıksa da bazı yerlerdeki projelerin durdurulmasına yönelik yargı kararları alınsa da çalışmaya devam ediyor şantiyeler. Geniş bir literatür oluştu bu türden projelerin çevreye verdiği zararlara dair. Çevrede oluşan tahribatın ayırdında olmamak mümkün değil. Ama kimin umurunda ki? Benden sonra tufan anlayışı bu olsa gerek.

Ölüm Tatlı Bir Türküdür/ Tuncay Akdoğan



ölüm tatlı bir türküdür
tenime değen rüzgar
ya da bir kurşun dalgası gibi
akar gözkanlarım, çırpınır kuş yüreğim
bir yanda acıya kesmiş insanlar
bir yanda sen ve ben
bir yanda ekmek kavgası
bir yanda hürriyet...
ısıtırken geceyi göğsümüzdeki ateş
buza vurmuş yüreğimiz
sarıl sarıl sarıl ısıt beni..
.

Adare / Agire Jiyan


çûme serê çîyayê gabar
kulilk vebûn nexsa bihar
êdî bes e zilma neyar
gelek xwes bû sahiya adar
adarê, xwes adarê, kulilka ber biharê
me ne zordestî, kevneperestî
me ne zilm û koledarî
adarê, xwes adarê, kulilka ber biharê
şervane li ser zinar û lat
dibezin ber bi roja felat
gelê me rabe roja nû hat
ew sehidên rewsa welat
li zindanan bi berxwedanî
çendî sehîd serî danî
standin dîroka tolanî
li ser çîyan ronî danî

Aşk Halinde / Metin&Kemal Kahraman

Aşk halinde geçsin bu fani ömrüm
Hülyalı bir serhoş kadar bulutlu
"Ben ben miyim değil mi" suali olmasın
Kendi sokaklarında kıblesiz yolcu

Bir ayaz kursunda tenim duyayım
Kör olsun karanlık cefrimi bileyim
Bir senlik bahçesinde oyun düzeyim
Dewru dewran içinde mihmandar yolcu

Tedirgin / Ahmet Kaya

Sarı sıcak yazılar uzak
dost uzanan eller uzak
karanlıklar kurmuş tuzak
benim sonum dünden belli
haramiler sarmış yolumu
güvercinler muhbir ucar
telden tele fermanım gider
benim sonum dünden belli
gözlerim dolar kan sanırım
betonlar boğar nefessiz kalırım
şahidim yoktur
perdeler örtük
inanamassın ağlarsın

Söyleyemedim / Cevdet Bağca

düşlerde gördüm seni söyleyemedim
sessiz öptüm nefesini söyleyemedim
sana ben şiirler sözler büyüttüm
sana ben baharlar yazlar büyüttüm
sana ben hummalı gizler büyüttüm
söyleyemedim
şarkılar yazdım sana okuyamadım
hep yanımdaydın oysa dokunamadım
sana ben hayaller düşler büyüttüm
sana ben gözümde yaşlar büyüttüm
sana ben hummalı aşklar büyüttüm
söyleyemedim..
.

Ölüm Yakışmadı Gözüm


Gerçek bir müzik adamı Ahmet Kaya. Sözlere, şiirlerin dönüştüğü müthiş bestelere büyük anlam katan enfes yorumcu. Eşsiz tonlamaları ve üst düzey müzikalitesiyle olağanüstü bir dönemin olağanüstü avazı. Bilimle, felsefeyle anlamlandırılıp, tarihle yargılanması gereken şahsiyet. Bir acayip adam... Anlatılması da  bir o kadar zor insan. Kafamızı duvarlara vurmadan tanıyabilmek, beyninin içindekileri anlayabilmek, hissedebilmek ve sonra da anlatabilmek için kaç fırın ekmek yemek gerekiyor acaba? 

İçinde intihar korkusu bulunan bir tedirgin her şeyden önce. Güneşin bağrında bir ateş, yer yüzünde taze bir çiçek de olabilir. Usta değil, acemi bir işçi kimilerine göre belki de. En az iki farklı sesle şarkılarını söyleyen bir sanat adamıydı üstelik. Yoksa Kaçakçı Kurban’ı söylerken  değişik bir tona bürünen ve öncekinden farklı sesi sadece ben mi duyuyordum? O derin darbeli şarkılarını söylerken sesinde kaç ahenk var bilinmez. Sözlere kattığı yorum gücüyle ve o eşsiz (unique) sesiyle ilgili olsa gerek bu. Ne zaman dinlesek yüzümüze şarkılar, şiirler çarpıp, bizi derinden sarsabilen bir güçten söz ediyorum. Bu gücü oluşturan  dinlemeye doyulamayan sayısız eseri var Kaya'nın. Çözemediğimiz, boğazımızı düğüm düğüm eden, başkası söylediğinde eğreti duran eserler. Nasıl da katmıştır kendi kaleminden, Gülten Kaya, Yusuf Hayaloğlu, Ahmed Arif'in dizelerinden dökülen sözlere yorumunu? Çok iyi biliriz, umursamaz tavrını çağrıştıran biçimde: “yoksun... umurumda bile değil” diyordu ara sıra Ahmet Kaya. Yine savaşların ortasında yaşamın aktığına işaret eden tonuyla: “şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik.” diyordu. Bazen de efkârın bastığını ve ciğerlerini zorladığını alaycı bir tavırla: "yaşasın sigara, günde dört pakete çıkardım." diyerek ne olacaksa olsuna vardırtıyordu. Zaman zaman yüreğinin sıkıntısını “göğsüm daralıyor, yüreğim kanıyor” diyerek açık etmekten de geri durmuyordu. 

Dipnotlar

"Fakirlerin savaşına terör, zenginlerin terörüne savaş denir."

Peter Ustinov
"Din, fakirlerin zenginleri öldürmemesini sağlar. "


Napoleon Bonaparte
"Savaşı zenginler çıkarır, fakirler ölür."


Jean-Paul Sartre

Aşk Sana Benzer / Nurettin Rençber

bir gün çıkıp gel uzak yollardan
benim can yaramı sarmak için
çünkü
bir nefes ki aşk sana benzer
benim can yaramı sar gülüm
çünkü
derin bir nefes ki aşk sana benzer...
gökte parlayan ay
kalpte incinen söz
çölde ışıldayan su
sana benzer...
hoyrat bir aşk içinde yandım çok zaman
söyle koca bir hayat nasıl geçer
senle geçen her ömür
sana benzer...
şimdi söyle bu hayat nasıl geçer
sensiz geçen her ömür
küle benzer..

Elkana Vayi / Erdoğan Emir

mı xo pisnakê beri le to/ kendimi kuşandım ki senin yanına geleyim
vorı vore mare/ kar yağdı,
biye manê/ bize sebep oldu
ray onca mıre nere bi tari/ yol gene bana karanlık oldu
sekê to onca mıra kuta düri/ nasıl ki sen benden uzak düştün
dina zalıma, mıre zalım/ dünya zalimdir, bana zalim
dina xayina, mıre xayin/ dünya haindir, bana hain
elkana vayê dariye we / fırtına gene uyandı yükseldi
sekê vori onca vore maşer / nasıl ki kar gene üstümüze yağdı
ray onca mıre nere bi tari / yol gene bana karanlık oldu
sekê to onca mıra kuta düri/ nasıl ki sen benden uzak düştün
dina zalıma, mıre zalım/ dünya zalimdir, bana zalim
dina xayina, mıre xayin/ dünya haindir, bana hain

Demedim mi? / Ahmet Aslan&Kemal Dinç

sakın cahilin yanına
varma gönül demedim mi
müşkül olsa da halını
sorma gönül demedim mi
bulamaz dost arasını
eksik alır darasını
kabuklaşan yarasını
sarma gönül demedim mi
aç gezer ol tokçasına
muhannetin akçasına
namussuzun bahçasına
girme gönül demedim mi
İpek’i düşürdün aşka
görmeseydim seni keşke
kendi kusurundan başka
görme gönül demedim mi
İsmail İpek

Davet/Nazım Hikmet


Dörtnala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benziyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim...

Öyle Bir Hayat Yaşadım ki/Nietzsche

"Öyle bir hayat yaşıyorum ki , Cenneti de gördüm, cehennemi de Öyle bir ask yasadım ki Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayati en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki , Okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki " söz ver kendine " Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin , Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin , Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki , son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım...

Haydar Haydar/Nesimi

ben melamet hırkasını
kendim giydim eğnime
ar ü namus şişesini
taşa çaldım kime ne
haydar haydar taşa çaldım kime ne!
sofular haram demişler
aşkımın şarabına
ben doldurur ben içerim
günah benim kime ne
haydar haydar günah benim kime ne!
gah çıkarım gökyüzüne
seyrederim alemi
gah inerim yeryüzüne
seyreder alem beni
haydar haydar seyreder alem beni

Rewend-Göçebe / Aynur Doğan

Şeva tari şeva tari eman eman/ Karanlık gece kapkaranlık aman aman/ The night is dark, it is pitch black
Ez din kirim berdam dine eman eman/ Beni delirten, çıldırtan karanlık/ I have lost my senses;the darknes has made me mad
Ne li vir im ne li we me/ Zamansız, mekansızım/ I am without place and time
Ez kerenga ber baye me/Rüzgarın savurduğu kuru bir kenger misali/ like a parched thistle swetp up by the wind
Du siquling du bet im/ Bir çift turnayım, iki yaban ördeği/ As a pair of cranes, and a pair of wild ducks
Le diyare mala ketim/ Uçup evlerin diyarına vardım/ I flew and arriced nearby the village
Ramusane qız u bukan/ Genç kızların öpmeleri/ They say that the kisses of young girls
Mala bave emanet in/ Baba yurdunda emanet durur derler/ are entrusted to the homes of their fathers
Bilind firim alçax ketim/ Alçak kartalın nasibi gibi/ Like the prey of merciless eagle,
Nesibe huliye beçal im/ Yüksek uçup engine düştüm/ I was swept high and mercilessly plunged deep


Kerbela'dan Sivas'a

Pir Sultan’ın kenti Sivas'ta sazlar hep çalınırken çamlı beller bölük bölük bölünürdü. İşte böyle bir kentte bir grup, 20. yüzyılın sonlarında, 33 kişiyi güpegündüz katletti. Aslında bu olay, insanlığın gelinen medeniyet aşamasında bir kitle karmaşası sonrasında yapabileceklerini göstermesi açısından oldukça öğretici. Aynı zamanda insanın büründüğü bazı kimlikler adına başkalarını acımadan öldürebileceği gerçeğini yüzümüze vurması kadar da sahici bir olay.

Gün tutuşur canım gece tutuşur
Zindanlarda tutsak canlar tutuşur
Gülüm toprak olur yele karışır
Yürür gelir canlar, yollar tutuşur

2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli, belli bir inanış, ideolojiye sahip insanların karşıt bir ideolojiye sahip insanlarca acımasızca yakıldığı yer. Farklı olana, farklı düşünene tahammül edememe acizliğinin meydana getirdiği akıl almaz eylem. İnsanın etinin yakıldığı bu olay üzerinden yıllar geçmesine rağmen yüzleşme henüz gerçekleşmiş değil. Gidişata bakılırsa gerçekleşecek gibi de görünmüyor. Demokrasinin, insan özgürlüğünün ve haklarının yeterince gelişemediği toplumlarda sıkça rastlanan ve gelecekte de bir daha yaşanmaması garanti edilemeyen türden korkunç bir eylem 2 Temmuz Sivas olayları. 

Yiğitlik midir emanet cana kıymak?
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp karanlığa kurban etmek?
Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak?

Soysuz Medya


Türkiye’de 90 yılların başında TRT 2’nin yayın hayatına başlamasından bu yana, medyada yaşanan değişim ileri boyutta. Sosyal medya denilen format ya da formatsız biçimde oluşturan yönüyle bireysel kullanıcılar, sahip oldukları hesaplarla kendilerine sağlam bir yer edindi. Öyle ki bu mecra, bilgi edinme, resmi olmayan referans kaynağı olma, kamuoyu oluşturma ve hatta ulusal medya üzerinde etki oluşturma gibi bir alana dönüştü. Özellikle sol hareketler kendine sosyal medya da geniş bir alan buldu. Reel alana yansıyan biçimde sosyal hareketlerin örgütlenmesi, organize edilmesine yönelik bir araç olarak kullanılmasının yanında düzeyli ve düzeysiz bireysel bakış açılarının yaygınlık kazanması da yine bu yolla oldu. Sosyal medya uzmanlığı gibi tuhaf bir sektörün de bu süreçte ortaya çıktığı görüldü. Her türlü konuda yorum yapmak ya da bunları okumak isteyenlerin başvuru kaynağı olan, bireysel olarak kendini gösterme, çevre edinme, arkadaşlarla iletişim halini sürdürme, popüler olma, bir ürünü pazarlama gibi birden çok alanda sosyal medya bir araç olarak kullanılmaya başlandı. Misyonları, ara yüzleri, kullanım amaçları arasında nüanslar olsa da genel bir adlandırmayla sosyal medya dediğimiz bu yapılar arasında Facebook geçtiğimiz 10 yılda dünya üzerinde birçok kişiyi etkiledi. Ara yüzünde çok kez tartışmalı değişimler uygulasa da sürekli kullanıcı sayısını artırmayı başardı. Son yıllarda ön plana çıkan Twitter da benzer bir etkiyle ünlü, ünsüz birçok kişi tarafından yoğun olarak kullanılmaya başlandı.

Je Veux / ZAZ-Isabelle Geffroy

Donnez-moi une suite au Ritz, je n'en veux pas
Des bijoux de chez Chanel, je n'en veux pas
Donnez-moi une limousine, j'en ferais quoi ?
Offrez-moi du personnel, j'en ferais quoi ?
Un manoir à Neufchatel, ce n'est pas pour moi
Offrez-moi la Tour Eiffel, j'en ferais quoi ?
Je veux de l'amour, de la joie, de la bonne humeur
Ce n'est pas votre argent qui fera mon bonheur
Moi je veux crever la main sur le coeur
Allons ensemble, découvrir ma liberté
Oubliez donc tous vos clichés
Bienvenue dans ma réalité

J'en ai marre de vos bonnes manières, c'est trop pour moi
Moi je mange avec les mains et je suis comme ça
Je parle fort et je suis franche, excusez-moi
Finie l'hypocrisie, moi je me casse de là
J'en ai marre des langues de bois
Regardez-moi, de toute manière je vous en veux pas et je suis comme ça !
Je veux de l'amour, de la joie, de la bonne humeur
Ce n'est pas votre argent qui fera mon bonheur
Moi je veux crever la main sur le coeur
Allons ensemble, découvrir ma liberté
Oubliez donc tous vos clichés
Bienvenue dans ma réalité

Savaşsız Sevişmeler


Kendimi bildiğimden bu yana bu dünya toz duman. Barışın hiç gösterilmediği savaş sahnesi gibi. Hengâmenin içinde savrulan ritimsiz hayatlar... Yitip giden onca can... İçindeyiz hep, "büyüme savaşı” vererek. Zül geliyor anlamlandırmak savaşları. Bazen de vız gelip, tırıs gitse de hayatta zıtlıklar içiçe. Bu savaş hali anlamsız, biçimsiz, yakışıksız. Bu kadar çelişki çok fazla. Böyle bir ortamda günlük şiddete ve şiddetin ileri boyutu  savaşlara karşı sorulacak o kadar çok soru var ki ben en basit olanını soracağım. Bizi savaşlara sokan yöneticilerin tutumuna dair bir soru. Neden hep cinsel dürtü uyandıran bir sahne sansürlenir de Kara Şahin Düştü (Black Hawk Down)  gibi vurdulu kırdılı filmler için buna gerek duyulmaz? Şiddet neden sevişme gibi bir eyleme kıyasla gösterilmekten imtina edilmez? Muhtemel yanıtlar oldukça basit ve can sıkıcı. Sevişmenin savaşanlardan daha tehlikeli görülmesidir herhalde bu sansürü uygulayanların tavrındaki gerekçe. Gerçekten böyle bir algı taşıyorlar mı? Taşıyorlarsa böyle bir algıyı değiştirmek bugünden yarına olabilecek bir şey değil. Bunu biliyoruz, ama somut bir biçimde anlamsızca sevişmenin her türüne egemenlerimizin izleyeceklerimize müdahalesine maruz kalıyoruz. Yanıtları hazır: ailenin temellerinin sarsılmaması. Bu türden sansür mekanizmalarını düzenleyen yöneticinin sadece densizliği mi bu; yoksa toplumca yaratılan bir yanlış algılama mı? İkisi de etkili herhalde. Sevişme sahneleri, çatışmanın ortasında kopan bir uzuvdan fışkıran kanlardan daha yakıcı olmasa gerek. Ama hangisinin zararlı olduğuna karar verenlerin kafası nasıl bir kafa acaba? O yüzden egemenlerin bu yöndeki tavrını anlayan beri gelsin. Bir soru daha. Densiz yöneticilerden bağımsız, sevişmenin aile içinde algılanışına dair bir sorgulama: Neden ailece izlenen bir sevişme sahnesi bir savaş sahnesi kadar yüz kızartıcı olmaz? Savaşma ve sevişmenin hangisinin kötü olduğunu ayıramayacak kadar saf mıyız? Sevişme sahnesinden ailece rahatsız olabilecek algı ne zaman yerleşti bünyemize acaba. Hâlbuki Montaigne ne güzel bu çelişkiyi yüzümüze vurur: ''İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye koşa koşa gideriz. İnsanı öldürmek için gün ışığında meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır.'' Bu cümleyi yorumlamaya gerek yok. Bu tavrımızdan utanmamak elde değil. Bir de John Lennon'a kulak verelim: "Vahşet her yanda uluorta sergilenirken sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir dünyada yaşıyoruz."

Demedim mi?/ Mevlana

oraya gitme demedim mi sana?
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?
bir gün kızsan bana, alsan başını yüzbin yıllık yere gitsen
dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?
demedim mi şu görünene razı olma
demedim mi sana yaraşır otağ kuran benim asıl.
onu süsleyen bezeyen benim demedim mi?
ben bir denizim demedim mi sana.
sen bir balıksın demedim mi,
demedim mi o kuru yerlere gitme sakın.
senin duru denizin benim demedim mi?
kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim, demedim mi?
demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi tövbeni bozarlar senin.

Kentin Kıyılarında Kalan


Kentin kıyılarında kalanlar için birçok şey şey söylenebilir, birden çok insan profiliyle karşılanabilir. Yaptığım ufak  gözlemden çıkan sonuçların, birçok ortak noktası bulunmakta. Bakalım buralardan bazı insan profillere: Önce okuldan arta kalan zamanında işçilik yapan; ama zamanının hepsini okumaya ayırmak isteyen bir çocuk düşünelim. Durmadan tuğlaları üst üste koyarak yüksek güvenlikli siteler inşa eden; ancak kendine ait evinde oturmanın hayal olduğunu düşünen bir inşaat işçisini hayal edelim sonra. Dahası, üç kuruş kazanabilmek adına kendi yaşadığı yere gösterdiği özenden daha fazla özen gösteren bir temizlik işcisi de bu kentin kıyısında yaşam mücadelesinde olduğunu hatırlayalım. Bir başkası az da olsa ekmek parasını çıkartabilmek için sabah akşam zabıtadan köşe bucak kaçan bir işportacının önünden kaç kez geçtiğimizi düşünelim… Bu profillerin çoğu kuşkusuz savaşın, ekonomik sıkıntıların, çaresizliğin köyde yaşayanları kente göçe zorladığı bir düzenin ortaya çıkardığı sonuçlar. Bu sonuçların gösterdiği en önemli unsur onların özgün hallerinin bozulması olsa gerek. En basit yaklaşımla köyde adı çocuk olan, kentte bir anda “çocuk işçi” adını alıyor. Bunun gibi birden çok kimlik değişimi bir arada yaşanmakta bu insanlara dair. Değişim ve yıkım birarada.

Kentte kendilerine yeni bir “hayat” kurma arayışındaki insanlar için en büyük travma, belki de düşledikleri kent ortamıyla gerçeklerin örtüşmediğini gördükleri anda yaşanmakta. Köyden uzaklaşılan süreden itibaren başlayan bir şekilde, kentte sürdürülen bu yeni hayat, zaman geçtikçe onların köyle olan bağlantılarını da kaybetmelerine neden oluyor. Mesafe dirhem dirhem artıkça artıyor. Öyle ki bu yer değiştirme savaş nedeniyle zorunlu bir göçe dayalıysa, çoğu zaman daha derin izler bıraktığını, ayrılan yerle gidilen yer arasında derin bir gedik açtığını tahayyül etmemek zor değil. Artık bu savaşın kurbanları kentli olmaya ve köyle aralarındaki mesafeyi korumaya mecbur bırakılıyor. Göçün sahipleri, kentin karmaşası içerisinde kendi düzenlerini kurmak zorundalar. Tabiki kurduklarına düzen, yaşadıklarına yaşam denilirse.

Minnet Eylemem / Nesimi

har içinde biten gonca güle minnet eylemem
arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem
bir acaip derde düştüm herkes gider kârına
bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
rızkımı veren hüdadır kula minnet eylemem
oy nesimi, can nesimi ol gani mihman iken
yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem
Eser:Nesimi,Solist:Ahmet Aslan

Akbaba

Ervah-ı Ezelden/ Sümmani

ervah-ı ezelde levh-i kalemde
bu benim bahtımı kara yazmışlar
bilirim güldürmez devr-i alemde
bir günümü yüz bin zara yazmışlar
arif bilir aşk ehlinin halini
kaldırır gönlünden kıl-ü kalini
herkes dosta yazmış arzuhalini
benim(bizim)kini ü-rüzgara yazmışlar
olaydı dünyada ikbalim yaver
el etsem sevdiğim acep kim ever
bilmem tecelli mi yoksa ki kader
beni bir vefasız yare yazmışla
r
yazanlar Leyla'nın Mecnun kitabın
Sümmani'yi bir kenara yazmışlar
Solist: Grup ABDAL

Dip-notlar

“"değilsek de yakın birbirimize uzak da sayılmayız büsbütün"

Edip Cansever
"aklım mı? o yüzsüz bir misafir! hep sende kalıyor..."

Cemal Süreyya
"gökyüzü gibi şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor."

Edip Cansever

Düşünmek İçin Sigara Yakmak


1930 Zilan Katliamı’nda en büyük katliamların biri de Zilan Vadisi’ndeki Milk Köyü’nde yapılır. Milk köyünde o gün yaşanan katliamın tarih önündeki başka bir tanığı da Mihemedê Nado’dur… Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı’nda ise ismi Mehmet Kaçmaz. O gün 12 yaşındaydı. Ve yıllarca sır gibi sakladığı bir şey daha; Mıhemed, dayısının kızı Dilber’e âşıktı. Dilber’i asla unutmadı. Vurulma anını da: “Bazen yolum köye düşer. O vadiye giderim. Bir taşın üzerinde oturur, ağlarım. Dilber’i hatırlarım, ağlarım. Bir sigara yakarım. O günleri... Vurulma anını…”
Aktaran: Selim Temo


Soğuk Odalar / Gülden Mutlu&Emre Aydın

durdu zamanım, bir şey diyemedim
gitmek istedin ve gittin..
aynı gökyüzünde ayrıydı güneşin
söyle bari iyi misin?
burası
soğuk, soğuk odalar
yoksun neye yarar
örtünsem kat kat yorganlar aman
soğuk, soğuk olanlar
vurdum dibe kadar
halimden yalnız uyuyanlar anlar
durdu zamanım, bir şey diyemedim
gitmek istedin ve gittin
aynı gökyüzünde ayrıydı güneşin
söyle bari iyi misin?
burası soğuk, soğuk odalar
yoksun neye yarar
örtünsem kat kat yorganlar aman
soğuk, soğuk olanlar
vurdum dibe kadar
halimden yalnız uyuyanlar anlar

Aşk Dinmemiştir/Yılmaz Odabaşı

aşk
dinmemiştir
yine de dalgındır elleri aşkın
ve sıcaktır
bir yurt kadar
bir de burada uçurum kokar kadınlar
susarlar
geceler boyu susarlar
yorgun tenleri terli avuçlarla
kırık bir dal mı
yağma bir bahçe mi ömrümüz?

Gelmedin Diye / İlkay Akkaya

dal yaprağına su yatağına
küser mi canım küser mi?
sabahlarımı kırağı sardı
payıma düşen zemheri
acılarım var dünden yaralı
geçer mi canım geçer mi?
uzadı yıllar yollar kanadı
yüzümde ayrılık izleri
dillerim sağır karanlığım kör
desem mi canım desem mi?
böyle olmuyor sabrıma tövbe
bağrımda hicran hançeri
sevda elinden aşk zehrinden
ölsem mi canım ölsem mi?
gelmedin diye döndüm zulume
seninle yazdım katlimi
gelmedin diye
Söz: Ahmet Can Akyol, Müzik: Yaşar Aydın

İnsanlar Kaça Ayrılır?


İnsanlar kolayca kategorize edilebilir. Basit bir akıl yürütmeyle hemen taraf haline getirilebilir. Oldukça eğlenceli bulduğum bu kategorizasyonlaştırma işine misal vermek zor değil, benzer düşünceler bol. Dürüst ve şerefsiz ayrımından tutun da demokrat olan, olmayan insanlar ayrıma, doğrucu ya da yalancı insanlar ayrımına kadar geniş bir yelpazede analizler bulunmakta. Örneğin Perihan Mağden, bu gezegende birlikte yaşıyor olmaktan iğrendiklerim; bu gezegende birlikte yaşıyor olmaktan utandıklarım olmak üzere ikili bir ayrım yapar. Bunlar arasında en eğlencelisi belki Einstein’a ait olan. Einstein der ki: "Aptallara göre insanlar ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8+ kategoriye ayrılırlar. halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: iyi insanlar ve kötü insanlar." 

Bu kategorizasyonlar, Mağden ve Einstein’da yansıyan biçimiyle çoğu zaman zihin açıcı olabiliyor. Buna karşın insanları kategorize etmenin her zaman bir tarafıyla eksik kaldığına inanıyorum. Nitekim Einstein’ın cümlelerinin tebessümle karşılanıp, hak verilmesi gereken bir yanı vardır. Einstein da insanlar arasında toptan bir yaklaşımla ikili bir ayrım yapıp, insanları iyi-kötü tezatlığına indirgediğini görmek gerek. Belki insanları analiz etmek açısından bu indirgemeler bir teori üretme adına bir alan açabilse de tezatlıklar üzerine kurulu bu türden indirgemeler nihai kertede sorunludur. Örneğin insanlar arasında vicdan veya ahlak eksenli bir ayrım yapılırsa karşıt kamptakiler ya hep vicdanlı, ahlaklı ya da hep vicdansız, ahlaksız olacaktır. Nasıl ki iyi kötü ayrımları muğlaksa vicdan, ahlak gibi soyut unsurlar da aynı belirsizliği taşır. Dolayısıyla Einstein’ın dediğinin aksine, oldukça karmaşık nitelikler taşıyan insanı, bir kategorizasyona indirgemenin taşıdığı açmazlar bu indirgemelerden ziyade başka analizlerin gerekliliğini ortaya koyuyor. İyisi mi biz insanları bir tarafın ürünü olarak yapmayalım. İnsanlar taşıdıkları farklılıklara rağmen temelde insan olmaları yönüyle bir bütün olsun. Çünkü insanlar bir şeye ayrılmaz, yine insanlar onları ayırır. 


Mahsus Mahal

Kadın ve Dar-be


1960’lı yılların Ankara'sı... Cumhuriyet ilan edildiğinden beri ilk darbesini görmüş Ankara. Askerler, ellerinde Türk bayraklarıyla gezen çocuklar, memurlar, inşaat işçileri, öğrenciler, hepsi sokakta o gün. Bir tek Hatun Teyze evinde akşam yemeği hazırlıyor kocasına, küçük bir kapıcı dairesinde yaşıyorlar, üçüncü çocuğunu dokuz ay önce almış kucağına.

Kocası Yaşar Amca, köyünde belinde silah gezen, çapkın, arada bir küçük kavgalardan hapse girip çıkan bir adam, ufak tefek ama pek çok insan korkuyor adını duyduğunda. Bazen topluyor ailesini köyüne götürüyor ; bazen de Ankara’ya dönüyor. Canı nasıl isterse nerde nasıl kurmak isterse öyle yaşıyor hayatını. Hatun Teyze üçüncü karısı, ilk eşinden boşanmış, ikinci ise hastalanıp ölmüş, durur mu Yaşar Amca kadınsız, omzunda tüfeği gezerken bir gün bizim Hatun Teyzeye rastlıyor, gencecik bir kız 15'inde henüz tazecik, tülbendinin altından ördüğü saçları beline değiyor, gördüğü anda beğeniyor Yaşar Amca bu tazeyi, doğrultuyor silahı Hatun Teyzenin evine doğru "hadi" diyor, "kaçıyoruz". Ürküyor Hatun Teyze, ama beğeniyor da, hoşuna gidiyor beğenilmek (40 yıl sonra anlatırken o günü yüzü kızarır hala) Doğru Ankara'ya gidiyorlar, trenle bir gün sürüyor yolculukları, ilk gece bir ucuz bir otelde kalıyorlar, daha sonra Yaşar Amca bir kapıcı dairesi buluyor, yerleşiyorlar, aile oluyorlar zamanla, önce bir erkek evlat veriyor Hatun Teyze, Yaşar Amcaya… Ucuz otelin ilk hediyesi bu, sonra yeşil gözlü bukleli saçlı bir kızları, sonra yine bir oğulları daha geliyor dünyaya.

Sol Hareket İçerisindeki Kürt Gençleri


Öncelikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere merkez olarak nitelendirilebilecek büyük şehirlerindeki üniversitelerde okuyan Kürt öğrenciler üzerinden yaptığım bir gözlemle başlayabilirim. Bu öğrencilerin sol değerler adına önem taşıyan konular açısından organize olabilme ve bu alana yönelik hizmetlerde bulunma bakımından cesur ve aktif bir rol üstlendikleri apaçık. Bu imza toplama, dergi, broşür, afiş vb. gibi etkinlikler şeklinde görülebildiği gibi somut eylem alanlarında boy gösterme vb. aktif faaliyetleri de içeren bir rol üstlendiklerine sıkça tanık olmaktayız. Bu faaliyetlerin sol hareket açısından etkisinin hangi boyutta olduğunu nasıl saptayabiliriz. Bu bakımdan Türkiye’de Kürt olmayan ve sol değerlere yakın kişilerin bu aktif Kürt gençlerine hangi noktadan baktığını irdelemek gerek. Bu irdelemeye geçmeden önce sol hareket ve Kürt gençlerinin ayrı ayrı kendi içlerinde bir bütün olarak görmediğimin altını çizmem gerek. Üniversitelerde okuyan çok farklı siyasal eğilimli Kürt gençleri olduğu gibi farklı sol fraksiyonları bir bütün olarak ele almıyorum. Ancak genel olarak Kürtler ve sosyalizm eksenli sol arasında kimi zaman sıklıkla gördüğüm iki tespit yapacağım. 

Göçümüz Batı’ya Olsa da Ruhumuz Hep Doğu’da

Kam ke aslê xo nas nêkeno, / Kim ki aslını inkar eder 

Roştia dina ra dür maneno. / Dünyanın ışığından mahrum kalır


Doğu nere, batı nere hep muğlak, hep anlaşılmaz... Kavramsal olarak doğu  neye karşılık gelir? Yapay bir yönlendirme mi? Batının, kuzeyin ve güneyin sağında kalan mı? Yoksa salt bir yönü çağrıştırmaktan öte, evrensel anlamda insanların zihninde kurgulanan bir imge mi? Böyle bir imgeyse -ki bu güçlü görünüyor- doğu belli değerler taşıyan bir bütün olarak nitelendirebilir mi? Yön kavramı konusunda zayıf biri olarak görüyorum ki doğu ve batıya ilişkin sorular muhtelif olduğundan cevaplar da tonla verilebilir. Ancak sorulmayı ve  yanıtlanmayı en çok hak edeni, neden bireysel terk edişler, genelde doğudan uzaklaşılarak yapılıyor? Varsayım olarak kabul ettiğim bu şekildeki göçler, belki zihinlerdeki doğu imgesi içerisindeki sınırlarda kalsa bile yine de fiziksel olarak doğudan uzaklaşma durumunu içeriyor. Bu varsayım yeterince açık: çoğu göçler coğrafi bir çerçevede doğudan batıya yapılıyor. Bununla ilintili tali ama yine de bu varsayım için önemli diğer sorular da zihnimde beliriyor. Doğudan yapılan göçler sadece fiziksel bir yer değiştirme mi? Doğuda elde edilen birikim ve içselleştiren kültür, göç edilen yöne aktarılıyor mu yoksa fiziksel olarak yer değiştiren birey, kendi ruhunun izlerini gittiği yerde bulamayıp geldiği yere hasretle mi bakıyor? Buna yanıt olarak göç, fiziksel olarak çoğunlukla doğudan uzaklaşılarak yapılsa da, ruhun hep orada kaldığını, orayı özlediğini; ancak geri dönmenin zor olduğunu ve ne yazık ki göçü yapan bireyin göç edilen yerde eğreti durduğunu iddia ediyorum.

Böyle bir iddianın birçok nedeni var. Gidilen yerdeki hayata uyum sorunu, kabul görme(me) sorunu, oranın kültürüne ve normlarına göre davranma sorunu... Hâlbuki bu sorunlarla uğraşmak yerine özgün halinizi korumanıza bir engel yok. Ama pratikte bu hep böyle işlemiyor, belirttiğim sorunlarla tek tek yüzleşme sırası geliyor. Ortada bir uyum/adaptasyon sorunu olunca birey gittiği yere, doğduğu yerden taşıdığı ritüelleriyle oradakiler gibi davranmanın yollarını arıyor. Durum böyle olunca da sosyal ilişkilerde göçü yapan açısından sıkıntılı ve aşılması zor problemler birlikte gelmekte. Bu sorunların kaynağıyla yakından ilgili olansa insanların böyle bir yer değiştirmeye neden ihtiyaç duymasıyla ilintili. Batı çok mu üstün doğudan? Nedir batıyı, doğudan üstün kılan taraf?